

“Nedir insanı yaşatan” sorusuna aradığım cevap beni buralara kadar getirdi, Sorumun cevabını ararken kimsenin ayak izinin olmadığı yollardan geçmeyi yeğledim. Tabii bunu yaparken de türlü neviden zorluklarla karşılaştım. İşin güzel tarafıda bu noktada kendini gösterdi. Yaşamış olduğum sıkıntılar beni çökertmek yerine daha da güçlendirdi.
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, yaşamımızda hiçbir sıkıntı yoktur, onlara vermiş olduğumuz anlamlar vardır, hayat bir oyun üzerine kuruludur ve her oyun kendi kurallarıyla gelmektedir.
Evrende her nesnenin ötekisinden haberi vardır, meydana gelen tüm hadiseler belli bir düzen içinde programlanmıştır. Yalnız irade serbestisi ile bu programın dışına çıkmakta yine sizin elinizdedir.
İsterseniz konuyu daha net anlamak adına doğaya bir göz atalım, tohum toprağın içinde saklandığında yeşermeye başlar, tabii kendiliğinden olmaz bu yeşerme güncesi, tahmin ettiğinizden de çok zordur onların yaşama adım atma faslı.
Gün gelirde canlıların duygularını okuyan bir bilgisayar programı olursa, onların genlerinden şu mesajlar çıkar.
“Yeni bir yaşama adım atmak kolay mı zannediyorsun, orada bilinmeyenle karşı karşıya kalacağım, burada ise çok rahatım, karanlıktayım ama bana yetiyor, ne arayan var ne soran, geçinip gidiyorum, aydınlıkta beni nelerin karşılayacağından bihaberim, bırakın beni çıkmak istemiyorum, burada yok olmayı aydınlığa tercih ediyorum” da diyebilir.
“Yağmur bir an önce yağsada köklerime su gönderse bende onları içime iyice alsam kocaman bir fidan olsam, insanlara en güzel meyvalarımı güneşin tertemiz rengiyle versem” de diyebilir
Görünüyor ki toprağın altında günyüzü görmeden yok olmakta, fidan olup meyva vermekte tohumun insiyatifinde.
Meyva veren tohumun yaşam biçimini anlamak istiyorsanız geç kalmadan okumaya başlayın.

*Türkiye İş Bankası, Nurullah Güngör adına 4214 1526894